künh.

#sabah

bir pencereden hava aldım: kahve bitmiştir, kabulleneceksin

günaydın. ofise geldim. sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey ne kadar erken olduğu değildi; çünkü erken değildi aslında. saat olması gereken saatti. dünya dönüyordu, güneş doğuyordu, insanlar işe gidiyordu. ben sadece bütün bunların arasında gözlerimi açmış bulunuyordum ve bundan kimseye bir fayda yoktu. kalktım. duşa girdim, çıktım, su içtim. her sabah iki bardak su içecek kadar susamış biri değilim, zorunluluk bu. kireç kokmayan suları severim. onunla kahve yaptım. kahveyi içerken pencereye baktım. hava güzel. böyle insanın dışarı çıkıp hayatını düzene sokası geliyor. sonra tekrar içeri baktım, masayı gördüm, bilgisayarı gördüm, evimde dört tane bilgisayarım var, windows, linux, linux, mac. bir de dün bıraktığım şeyi gördüm. hayatımı düzene sokmayacağım. bugünlük böyle kalsın. demiştim ya, sonbaharda ofise yürüyerek gideceğim diye. al işte. ofise geldim sonra. yolda bir kedi gördüm. kedi bana baktı. ben kediye baktım. ikimiz de birbirimizden herhangi bir beklenti içine girmeden yollarımıza devam ettik. insanlarla da böyle anlaşabilsek keşke. birbirimize bakıp "sen de buradasın demek" deyip geçsek, ama yok. nasılsın? iyiyim. sen? ben de iyiyim. iyi. iyi. iyi. sanki iki dakika sonra biri "aslında hiç iyi değilim" diyecek ve hepimiz işimizi bırakıp yere oturacağız.. neyse. ofise girerken birileriyle günaydınlaştım. "günaydın" dedim. günaydın. ne güzel kelime. insan daha günün nasıl geçeceğini bilmeden karşısındakine aydınlık diliyor. bir de "günaydın" demenin mecburiyeti var. sabah birbirimizi görünce illa bir şey söylememiz gerekiyor. sessizce geçip gitsek olmuyor. insanlık sözleşmesinde var herhalde. günaydın. günaydın. günaydın. günaydın. bir süre sonra kelime anlamını kaybediyor. günaydın günaydın günaydın. ne diyorum ben? neyse. kahve aldım. bilgisayarı açtım. bilgisayar açılırken ona baktım. o da bana baktı. ikimizin de çalışmak istemediği çok belliydi, ama aramızda bir iş ilişkisi olduğu için bunu konuşamadık. sonra bir dosya açtım. dosyanın içinde başka dosyalar vardı. onların içinde de başka şeyler. bir ara kendimi bilgisayarın klasörlerinin arasında kaybolmuş buldum. insan hayatının anlamını ararken yanlışlıkla "2025_final_son2_gerçekson_son" isimli klasöre giriyor. içinden hiçbir şey çıkmıyor. çünkü hayat gibi o da boş. biraz çalıştım. sonra kahve içtim. sonra tekrar çalıştım. sonra kahvenin bittiğini fark ettim. bunun üzerine kısa bir yas tuttum; çünkü bazı şeyler insanın başına gelir ve yapılacak hiçbir şey yoktur. kahve bitmiştir düşünsene. kabulleneceksin. kahve yaptım tekrar. kahve makinesinin başında beklerken dışarı baktım. bir ağaç vardı. bayağı güzel bir ağaç. mor akasya. insanların ağaçlara ne kadar az baktığını düşündüm. hep yanından geçiyoruz. ağaç orada. yıllardır orada belki. biz her gün başka bir şey yetiştirmeye çalışırken o bildiğin büyüyor. kimse ona "bugün ne yaptın?" diye sormuyor. ağaç da çok memnun bence bu durumdan. sabah kalkıyor, güneş var. akşam oluyor, güneş yok. arada rüzgar çıkıyor. bazen yağmur yağıyor. bazen bir kuş geliyor. gayet iyi. ben de biraz ağaç olmak istedim. sonra düşündüm. yok. ağaçların da sorumlulukları var. yaprak döküyorlar, çiçek açıyorlar, meyve veriyorlar. bir de buduyorlar bunları. budanmak istemiyorum. sevgilimden ayrılırım yeter bana. insan olarak devam. sonra telefona baktım. bir mesaj vardı. cevapladım. sonra başka bir mesaj geldi. onu da cevapladım. sonra biri bir şey sordu. cevap verdim. sonra başka biri başka bir şey sordu. bir noktada herkesin birbirine soru sorduğu, ama kimsenin cevaplardan tam olarak emin olmadığı bir sistemin içinde yaşadığımızı fark ettim. dünya böyle dönüyor herhalde. soru. cevap. başka soru. başka cevap. arada yemek. sonra tekrar soru. soran daha çok biliyor cevabı, yaptığı tek şey suç ortağı bulmak. bir ara dışarı çıkıp hava almak istedim, ama ofisten çıkarsam geri dönmem gerekirdi. bunu göze alamadım. pencereden hava aldım. işe yaradı. biraz. sonra müzik açtım. güzel bir şarkı çıktı. bir süre dinledim. sonra şarkı bitti. insanların şarkıları üç dakika yapması çok tuhaf. üç dakika boyunca bir duyguyu taşıyorsun, sonra bitiyor. halbuki bazı duygular üç dakikadan uzun sürüyor. bence şarkılar biraz daha sorumlu davranmalı. neyse. şimdi burada oturuyorum. kahvem masada. bilgisayar açık. dışarıda güneş var. ağaç hâlâ orada. ben de buradayım. büyük bir olay yok. kimse dünyayı kurtarmadı. ben de kurtarmadım, çok da şeyimdeydi dünya çünkü. hatta henüz maillerin hepsini bile açmadım, ama sabah oldu. geldik. uyandık. kahve içtik. birbirimize günaydın dedik. belki bugün öyle çok güzel bir gün olmayacak. belki olacak. nereden bilelim? günün daha başındayız. daha başımıza gelecek şeyleri bile bilmiyoruz. o yüzden şimdilik fazla kurcalamıyorum. bırakıyorum biraz. gün kendi kendine aydınlansın. ben de işime bakayım. günaydın canım benim. bu sefer gerçekten günaydın.